Danışan hizmetleri +90 224 245 55 11
Çalışma Saatleri 10:00 - 18:00
Danışan Destek +90 224 245 55 11
Çalışma Saatleri 09:00 - 17:00

HOMEOPATİNİN GELİŞİMİ

Homeopatinin Gelişimi

Hahnemann, altı yıl boyunca pek çok değişik madde ile yaptığı deneylerle etkileri hakkında önemli bilgiler topladı. Daha sonra çalışmalarının ikinci evresine geçti. Testlerine başlamadan önce, hastalarını muayene etti; belirtilerini, hangi etkenlerin iyi veya kötü geldiğini, genel sağlık durumlarını, yaşam şekillerini, hayata bakışlarını sorguladı. Tüm bu detayları not alarak herbir hastanın belirti resmini oluşturdu. Daha sonra kişinin belirti resmi ile çeşitli maddelerin ilaç resmini eşleştiriyordu. Sadece çok yakın bir resim bulduğunda ilaç veriyordu. Resim ne kadar benzerse tedavinin o kadar başarılı olduğunu farketti.

Yeni Tıp İlkeleri

Hahnemann, tüm bunlardan, benzer belirtiler ortaya çıkaran bir ilaç ve bir hastalığın bir şekilde birbirlerini hükümsüz bıraktığı ve böylelikle hastanın sağlığına kavuştuğu yeni bir tıp sistemi bulduğunu anlamıştı. Bu fenomeni, homeopatinin ilk ve en önemli kuralı olan “similis similibus curentur”, yani benzer benzeri iyileştirir” diye tarif etti.

1796’da Hahnemann’ın bu yeni sistem üzerine yazdığı ilk kitabı yayınladı. Kitapta teorisi üzerine düşüncelerine yer verdi: “Kronik bir hastalığı, ilave bir hastalıkla iyileştiren doğayı taklit etmek gerekiyor. Özellikle de kronik ise, iyileştirmek istenilen hastalığın mümkün olduğunca benzerini yapay olarak tetikleyen bir ilaç verilmelidir, böylece önceki iyileşecektir.

Yunanca benzer anlamına gelen “homeo”, muzdarip olmak anlamına gelen “pathos” kelimelerinden yola çıkarak bu yeni sistemi “homeopati” olarak adlandırdı. 1810’da Rasyonel Tıbbın Organonu adlı kitabında homeopatinin ilkelerini yayınladı. İki yıl sonra Leipzig Üniversitesinde homeopati dersleri vermeye başladı.

Sulandırılmış ilaçlar

Hahnemann’ın kullandığı ilaçların bazıları zehirli olduğu için hastalarına çok küçük ve sulandırılmış dozlar veriyordu. Ancak hastaların bazı belirtileri iyiye gitmeden önce kötüleşiyordu. Bu kötüleşmeyi önlemek amacıyla sulandırma metodunu değiştirdi.  Herbir maddeyi iki aşamalı bir süreçte sulandırmaya başladı. Sulandırmanın her aşamasında ilacı sert bir yüzeye çarparak şiddetle çalkaladı. Bu işlemin maddenin enerjisini açığa çıkardığına inanıyordu. Bu şekilde sulandırılan ilaçların hem daha önce neden oldukları kötüleşmeyi oluşturmadıkları, hem de konsantre ilaçlardan daha etkili olduklarını gözlemledi. Daha az yoğun olmalarına rağmen daha güçlüydüler. Hahnemann bu işleme “potensiyalizasyon” adını vermişti. Homeopatide potens ilacın sulandırılmasını veya gücünü ifade eder.

Hahnemann ilaçları incelterek denemeye devam etti; gitgide daha sulandırılmış çözeltiler kullandı. İlaçlar içlerinde orijinal maddenin tek bir molekülü bile kalmayacak kadar seyreltiliyorlardı, ancak son derece etkiliydiler. Yaşamı süresince Hahnemann yaklaşık 100 adet homeopatik ilacın etkisini kanıtladı.

Hahnemann’ın İzinden Gidenler

19.YY’da Hahnemann’ın felsefesi Almanya’dan tüm Avrupa’ya, oradan da Asya ve Amerika’ya hızla yayıldı. Hahnemann’ın düşünceleri hakkında birçok bilimsel tartışma olmasına rağmen ünü sürekli arttı.

1831’de Orta Avrupa’da kolera salgını başladı. Hahnemann hastalığı iyileştirmek için kafuru kullandı ve çok başarılı oldu. Ayrıca hastalığa yakalananların karantinaya alınmasını tavsiye ederek zamanının çok ötesinde olduğunu bir kez daha gösterdi.

Hahnemann’ı izleyenlerden biri olan Dr. Frederick Foster Hervey Quin, kolerayı kafuru ile iyileştiren doktorlardan biriydi. Bir süredir homeopati ile ilgileniyordu., ancak tedavinin başarılı olması bu işe duyduğu saygıyı artırdı ve 1832’de Londra’da homeopatik hastaneyi kurdu. 1854’teki kolera salgını Dr. Quin’in homeopatinin başarısını bir kez daha kanıtlamasına olanak tanıdı. Londra Homeopatik Hastanesinde koleradan ölüm oranı diğer hastanelerden %30 daha düşüktü. Ama bu sonuçların açıklanması baskılandı ve ancak parlamentonun araya girmesi sonucunda yayınlanabildi. Resmi raporun yazarı şu sözlerle sonuca vardı: “Eğer Tanrı beni kolerayla ziyaret ederse bir homeopatın ellerine düşmeyi dilerim.”

Hering ve Kent’in Etkisi

Homeopati Amerika’da 1820’lerde başladı ve hızla taraftar topladı. Dr. Constantine Hering (1800-1880) ve Dr. James Tyler Kent (1849-1916) Hahnemann’ın ilaç kanıtlama çalışmalarını sürdüren ve aynı zamanda homeopatiye yeni fikirler ve uygulamalar getiren iki önemli homeopattır.

Dr. Hering tarafından bulunan Şifanın Kanunları, homeopatide hastalığın nasıl iyileştiğini açıklar. Bu üç kanuna göre,  belirtiler vücutta yukarıdan aşağıya, içten dışa ve önemli organlardan daha önemsiz olanlara doğru iyileşir. Belirtiler ortaya çıkış sıralarına göre ters sıralamayla iyileşirler. Örneğin insanlar fiziksel rahatsızlıkları ortadan kalkmadan önce psikolojik olarak iyi hissetmeye başlarlar. Benzer vücut yapıları ve karakter özellikler olan insanların aynı hastalıklardan şikayetçi olduklarını gördü. Dr. Kent farklı tipteki insanların belli ilaçlara diğerlerinden daha şiddetle reaksiyon gösterdiğini gözlemledi. Bu da, ilaçların kişilerin duygusal özellikleri ve görüntüleri ile fiziksel belirtileri dikkate alınarak verilmesi gerektiği teorisinin temelini oluşturdu.

Dr. Kent insanları “yapısal tipleri”ne göre grupladı. Örneğin Natrum Muriatikum tipleri armut formlu, koyutenli, titiz, tuzlu şeyleri seven, kabızlığa eğilimli kişilerdi. Yüksek potensli ilaçların hastanın yapısal tipine ve fiziksel belirtilerine göre seçilmesi “klasik homeopati” olarak adlandırılmıştır.