Danışan hizmetleri +90 224 245 55 11
Çalışma Saatleri 10:00 - 18:00
Danışan Destek +90 224 245 55 11
Çalışma Saatleri 09:00 - 17:00

TİTREŞİM

Bütün dünyanın Secret yasasını konuştuğu son günlerde TİTREŞİM kelimesi günlük yaşamımızda çok fazla yer almaya başladı.

Çekim yasası var mı yok mu tartışmasını bir tarafa bırakıp, evrendeki her şeyin
titreşerek bir arada duran parçacıklardan oluştuğu gerçeğini kabul etmeye
sanırım kimsenin itirazı olamaz.

İnanan ya da inanmayan herkesin bir arada yaşadığı bu evren, sayılamaz
titreşimlerle bir şeyleri bir şeylere çekiyor ya da itiyor! Galiba tartışılması
gereken çekim yasası değil, titreşim yasası.

Katı ve cansız cisimlerde maddenin özelliklerini de belirleyen titreşim, canlı
organizmaların tümünde çok daha karmaşık ve çoğunlukla da gizemli pek çok şeyin sebebidir.

Özellikle insan beyninin üzerindeki çalışmalarda keşfedilmesi gereken gerçek
secret lar hala sayılamayacak kadar çok.

Beyin titreşimlerinin tespiti ilk defa Richard Caton tarafından 1875 yılında
yapıldı. Bugüne kadar geçen yüz kırk yıla rağmen bu konuda hala sırlarını
çözemediğimiz beyin, değişik dalga boylarında titreşiyor.

Taşıdığımız bir sürü duygunun ve ruh halimizin beynimizde titreşimsel bir
karşılığı olduğunu öğrenmek ise yıllarımızı aldı.

"Ona aşık oldum galiba, gördüğümde her yerim tir tir titriyor."
"O kadar sinirlendim ki onu parçalamak istedim!"
"Duyduklarım beni o kadar rahatlattı ki, bir denizde yüzüyor gibiydim." "Öğrendiğim bu bilgi kafamda pek çok soru oluşturdu."
"Karşıma çıkacak sonuçtan o kadar korkuyorum ki kalbim yerinden çıkacak."

Yukarıdaki cümlelerin içinde saklı duyguların her birinde beynimiz, ayrı dalga
boyunda frekanslarda titreşimler yayıyor. İsimlendirilen her dalga boyunun
salınımı, duygu değişimleri sırasında frekansını değiştiriyor.

BEYİN DÖRT ANA DALGA BOYUNDA TİTREŞİYOR

Alpha -Tetha- Beta- Delta, adlı dört ana dalganın hangisinde hangi duyguda ve
durumda olduğumuz artık rahatlıkla tespit edilebiliyor.

ALPHA

7.5 ; 12 Hz arasında değişen alpha dalgaları; rahatlığın, farkındalığın,
sakin ve huzurlu kavrayışın, uykunun ilk evrelerinin dalgaları olarak
tanımlanıyor. Sakin ve huzurlu olunan ama asla uyuşukluk yaşanmayan, dünyayı ve gerçekleri algılamada en uygun titreşimlerin olduğu bu dalga boyu, dünyamızın da ölçülen frekansıyla aynı. Dünyanın manyetik frekansına; Shumann frekansı deniyor ve 7,8 ile 8 arasında tanımlanıyor. (Fakat son yıllarda bilim adamları Shumann frekansının epeyce yükseldiğini ifade ediyor.)

Gözler kapanıp derin nefes alındığında ve dış dünyadan alınan mental etkiler
azaldığında Alpha boyutuna geçiyoruz. Alpha dalgalarındayken yaptığımız işlerde başarımız artıyor. Derin uyku ya da endişe ve korku halinde bu dalga hiç
görülmüyor. Meditasyon, yoga, reiki gibi çalışmalar esnasında beynimiz Alpha boyutundadır.

Zihin açık ve uykunun derinliğine dalmadan önceki geçiş koridorunda hissettiğimiz o duyguların yaşattığı huzur, ilginç bir şekilde dünyanın
titreşimiyle aynı dalga boyunda.

TETHA

Frekansları 4 ile 8 arasında değişiyor ve stresin hiç olmadığı, derin iç
dünyamızda olduğumuz dalga boyu olarak tanımlanıyor.
Öğrenmenin en yüksek boyutuna geçmeden önce bu dalgada yaşıyoruz ve derin uykudan uyanırken açılan algılarımızın yaşattığı bir durumu temsil ediyor.
Alacakaranlık boyutu ismi de kullanılıyor bu dalga boyu için. Yani aydınlanmadan
önceki karanlık.

Çok usta meditasyoncuların derin meditasyon halindeyken bu dalga boyunda olduğu tespit edilmiş. Derin düşünüş ve sezgisel kuvvetin en canlandığı bu frekansta sanatsal yeteneklerin zirveye çıktığı düşünülüyor. Özellikle ressam ve
müzisyenlerin sanatsal üretimleri esnasında beyinlerinde Tetha boyutunun en
yüksek, Alpha frekansının en düşük seviyede olduğu biliniyor. ( yani 7 ile 8
arası) Onların kendi içe dönüşlerinden bize hediyelerle geri dönmeleri ne
güzel.

Yapılan bazı araştırmalara göre şifacıların Tetha bandında uzun süreli ve
kontrollü olarak kalmayı başarmaları nedeniyle şifa yeteneklerinin geliştiği
ortaya çıkmış.

BETA

13- 30 Hz arasında olduğu biliniyor ve uyanış frekansı olarak tanımlanıyor.
Aktif öğrenme, uyanık olma, her şeyiyle hayatı yaşama, dinamizm, konsantrasyon, problem çözme hallerimizde içinde bulunduğumuz dalga boyu olduğu için yaşamı temsil ediyor. Çok yükseldiğinde stres, gerginlik, öfke gibi negatif uç duygulara varabiliyor.

DELTA

0 ; 4 frekansında bulunan dalga boyudur ve derin uyku ve dış dünyadan kopuş
boyutudur. Bilinçsiz bir huzur halini yansıtır. Beynin en az çalıştığı döneme
aittir ve bu dönemde büyüme hormonu salgısı artar. Çocuklarda fiziksel büyümeyi, yetişkinlerde ise güzelleşmeyi ve dinç kalmayı sağlar.

Bu dört ana dalga boyunun dışında son yıllarda tespiti yapılan Gama frekansı, 40 Hz;in üzerinde tanımlanıyor. Üst benlik bağlantı çalışmaları sırasında
üretildiği ve Hindu Monkların meditasyonları sırasında ölçümlendiği biliniyor.
(Hinduizmde kendini mabede adamış kişilere Monk denir.)

BEYİN DALGALARI KONROL EDİLİP DEĞİŞTİRİLEBİLİR Mİ?

Beyin dalgaları, duygu ve ruh durumuna göre kendiliğinden değişirmiş gibi
görünse de o titreşimleri bilinçli ve istediğimiz yönde kontrol edip
değiştirebileceğimiz ve kendimizi istediğimiz duygu frekansına çekmeyi
başarabileceğimiz gibi bir gerçek de mevcut. Bunu nasıl yapabileceğimiz aslında
yine kendi titreşimlerimizin içinde saklı bir bilgi. Sadece o frekansı
duyabilmeyi ve ayırt etmeyi başaracak bilime ve bilgeliğe ulaşmanın zamanını
kendimizde yakalayabilmeyi öğrenmemiz gerekiyor.

Çoğu zaman farklı Hz'lerde pek çok titreşimin içinde kayboluyoruz.
Özellikle de 30 Hz civarında dolaşıyor tüm dünya. Yani şiddet, savaş, bencillik
ve paylaşımsızlık frekansında.

Günlük hayatımızda genellikle küçücük şeylere takılıp, öfkeleniyor, hırslanıyor,
kıskanıyor, geriliyor, üzülüyoruz. Sevgi, sadakat, şefkat, minnet, huzur, neşe
gibi duygulara az kulak veriyoruz nedense.

Düşüncelerimizin bütün bu çeşitliliğine göre beynimizden ve hücrelerimizden
değişik frekanslarda yayılan titreşimlerle tüm vücudumuzun etrafında bir enerji
alanı oluşuyor. Bu enerji alanı anlık değişimlerle, ruh ve vücut sağlımızı
yansıtıyor gözle görünmese de. Son yıllarda alternatif tıp alanı altında kabul
edilen enerji dengeleme yöntemlerini kullanarak tedavi sağlama tekniklerinin
sayısı epeyce arttı ve gitgide bilimsel olarak desteklenmeye başlandı.

Tedaviye yardımcı olduğu iddia edilen meditasyon ve Reiki, NLP çalışmaları artık
bilimsel tedavilerin yanında yardımcı olarak yer almaya başladı.

Amerika'da pek çok hastanede bu konuda ciddi ve resmi uygulamalar
yapılıyor, kemoterapi birimlerinin yanı başında Reiki uzmanlarının da bölümleri
açıldı, hemşireler ve doktorlar hızla Reiki öğreniyorlar.

Türkiye bu tür çalışmalarda biraz tutucu tavır sergilese de beyin dalgalarının
kontrol edilmesi ve değiştirilmesi için reiki ve meditasyondan daha bilimsel bir
yöntem olan Neurofeedback, Biofeedback yöntemini kullanarak stres, Down sendromu, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, otizm, kişilik bozuklukları gibi hastalıkları tedavi
etmeye çalışan merkezler ve hastaneler açılmaya başlandı.

Meditasyon, Yoga, Reiki, Neurofeedback, Biofeedback adı ne olursa olsun bütün bu yöntem ve tekniklerin peşinde olduğu tek bir amaç var:

Beyin dalgalarını istenilen frekansa çekebilmek ve uygun dalga boyunun
titreşimsel ışınımını yakalayarak DNA üzerinde pozitif değişiklik
yaratabilmek.

- ALINTIDIR -